Ezan Okunurken Köpekler Neden Havlar?

07/28/2010

Bir çoğumuz, 21.yy’da beş vakit bangır bangır ezan okunmasından rahatsız oluruz. Hatta sadece ateistler değil, bazı müslümanlar da bu fikirdedir. Sonuçta herkesin kolunda saati var. Namaz saatlerini kendisi takip edebilir veya telefonunun alarmını kurabilir. Hatta ezan okuyan programlar ( pc/telefon için) ve saatler bile var.

Geri dönelim başlığımıza;
Aslında yazımın orjinal başlığı “Müslüman köpekler” idi. Bunu derken hakaret falan ettiğimi düşünmeyin. Zaten yukarıdaki paragrafı okuyunca anlamışsınızdır. Ben ezan okunurken uluyarak allah’a dua eden(!) köpeklerden bahsediyorum.

Aslında işin aslının çok daha farklı olduğunu göstermeye çalışacağım,
Öncelikle ne demek istediğimi daha iyi anlamak için şu videolara bakalım;

Ezan okunurken sokak köpeklerinin tepkisi. [tıkla]
Ezan okunurken Allah’ı zikreden köpek[tıkla]

Hatta yetmedi ise bir de namaz kılan köpeğe bakalım;
Namaz kılan köpek [tıkla]

Peki köpekler neden ezana tepki verir?
Bu sorudan yola çıkarak bir sonuca varacağız.

Öncelikle benim buna cevab(lar)ım şöyle olacak;

  1. Türkiye’de yaşayan köpekler, tıpkı bizim gibi 5 vakit ezan sesine maruz kaldıklarından bunu bir şartlanma olarak düşünebiliriz.
    Örnek olarak; Pavlov’un köpeğine bakalım.
    Bildiğiniz gibi Pavlov’un köpeği bir süre sonra zile karşı (şartlı) koşullanma gösterip tepki vermeye başlamıştır. Ama şartlar konusunda henüz bir fikir belirtmedim.
  2. Köpeklerin atasının kurtlar olduğunu biliyoruz.Kurtların ulumasının da bir çok sebebi olabilir.
    Düşmanlara karşı uyarı vermek, tepki vermek.
    Kendi grubunu uyarmak için veya duyduğu bir kurt ulumasına karşılık vermek için de uluduğunu biliyoruz.
    Bu konuda daha fazla araştırma yapmak için;
    http://www.nedirbile…anis-lupus.html
    http://www.veterinerx.com/havlama.htm
    Bu linkere bakabilirsiniz.

    Aynı şekilde köpekler bu ulumayı atalarından aldıkları mirasın bir parçası olarak imam hazretlerine sunuyor olabilir….

  3. Bir ihtimal de şudur ki,
    Gözlemleyebildiğim kadarıyla camiye yakın civarda ki köpekler uluyarak tepki gösterirler.
    Köpeklerin hassas kulaklarına; sabahın sessizliğinde tecavüz eden imama karşı, köpekler rahatsızlıklarını bildiriyor olabilir.
    Ve geldim 1.madde de belirtimediğim “şartlı koşullanmanın” şartınına.
    Bu da kesinlikle bu maddedir.

Yani köpeklerin ulumasından bile kendi putlarına pay veya kanıt oluşturmaya çalışan müslümanlara söylenecek çok güzel bir deyim var “Bokunda boncuk aramak”

Hatta bu boncuklar, hadislerle veya rivayetlerle desteklenmiştir.
Hadis : Resulullah (sav)`ın şöyle söylediğini işittim: “Şeytan namaz için okunan ezanı işitince Ravha nam yere kadar gider.”
Hadis no :2435

Bunu gören köpeklerde havlamaya başlar-MIŞ.

Şarkı söyleyen köpekleri unutmayalım :) ;
http://www.vidivodo….-soyleyen-kopek
http://www.youtube.c…h?v=VazPNWhk3Xg

Mesela Pazar sabahı kilise çanlarına da aynı tepkiyi veriyorlar mı köpekler?… Bu konu ile ilgili videolar da var mı?
Klise çanına havlayan köpek
http://www.youtube.c…h?v=zJ-Wg_yikEw

Siren sesine havlayan köpek
http://www.youtube.c…feature=related

Ambulans sesine uluyan köpek
http://www.youtube.c…feature=related

Siren sesine havlayan köpek – 2
http://www.youtube.c…feature=related

Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu konuyu açıklayışı;
http://www.nartube.net/24e622c8c6:myWsPBqd-9w.html

Son olarak “bokunda boncuk arayan” diğer müslüman kardeşlerimizin ibretlik paylaşımları;

Aslan Allah diyor
http://www.youtube.c…h?v=bigDIWEhtOs

Karga Allah diyor
http://www.youtube.c…feature=related

İnek Allah diyor
http://www.youtube.c…feature=related

Horoz Allah diyor
http://www.youtube.c…feature=related

Sivrisinek Allah diyor
http://www.youtube.c…h?v=bh9IiftQNu0

Sonuç olarak, zayıf olan imanınızı bu tip saçmalıklarla desteklemeye çalışmayın. Komik oluyorsunuz.

Sevgiler, Saygılar
CasTRo ( Ulu CuvCuv)

Bu yazıyı ateistforum’a yazmıştım. Oradan aktarıp düzenledim.
Orjinal konu bu linkte.


Körelmiş Organlar – I

05/17/2010

Evrimcilerin sık sık dile getirdiği konulardan bir tanesidir; “Körelmiş Organlar“. Peki nedir bu körelmiş organlar? Ne işe yarar?

Körelmiş organlar, canlıların sahip olduğu ancak asıl işlevini yitirmiş organlardır. Mesela uçamayan kuşların kanatları. Yazımızın ilerleyen kısmında göreceğimiz sebeplerden dolayı, bu tür organlar “Evrim” e güzel kanıt oluştururlar. Bu yüzdendir ki, Charles Darwin bu konunun üzerinde epeyce durmuştur.
Yaratılışçıların ise “cevaplanamayan sorular” hanesine artı olarak eklenen konulardan biridir.

Uçamayan Kuşların Kanatları

Tavuğu düşünün kanatları vardır ancak uçamaz. Peki her canlıyı mükemmel (!) bir formda yaratmış Allah uçamayan kuşlara kanat vererek neyi amaçlamıştır?
Evrim tarafında ise cevap basit, uçamayan kuşların ataları , o kanatları bir zamanlar uçmak için kullanıyordu. Değişen çevre koşulları o canlının artık uçmasını gerektirmediğinden kanatlar körelmiştir.

Gene bilindik bir örnek olan tavuktan devam edelim. Bahçenizde beslediğiniz tavukların yiyecek bulmak veya avcılardan kaçmak için uçmasına gerek yoktur. Bu yüzden ehlileştirilen tavukların kanatları körelmiştir. Tavuk, uçmak için gerekli olan kanat donanımına harcayacağı enerji ile artık başka şeyler yapabilir.

Bu konuya değinmişken tabi ki BilgehanBengi‘nin yazısından bahsetmezsek olmaz.


Dandik Tasarım I

Dandik Tasarım II
Buradan bir alıntıyla tavuk örneğini pekiştirelim.


Kaç tane uçamayan kuş biliyorsunuz? En azında tavukları, penguenleri, devekuşlarını biliyorsunuzdur… Bunlar dışında daha pek çok kuş var, kanatları olan ama uçamayan…

Tamam devekuşu iri, penguen de yüzüyor, ama zavallı tavuk niye uçamıyor? Takahe, Kiwi, Kakapo gibi bizim zavallı tavuk da yürümek zorunda… Uçurmayacak kanadı veren Allah sizce nasıl bir tasarımcı?

Devam ediyoruz bu sefer de başka bir siteden alıntı;

Bu konudaki en büyük çarpıtma aslında körelmiş organların işlevsiz organ diye sunulması ve bunların işlevi olmaması gerektiği şeklinde anlatılması. Bu kesinlikle doğru değildir. Körelmiş organ demek işlevsiz organ demek değildir. Bundan 150 yıl önce Darwin bunu açıkça ortaya koymaktadır. “İki görevi olan bir organ bir görev açısından tam gelişmeyebilir veya o görev için hiç gelişmeyebilir -bu görev daha önemli görevi bile olabilir- ve diğer görevi mükemmel bir verimlilikte çalışır olarak kalabilir…Bir organ asli görevini yitirip ayrı bir şey olarak kullanılabilir.” (Charles Darwin, On the Origin of Species, 1859). Görüldüğü gibi Darwin bundan 150 yıl önce aslında konuya açıklık getirmiş. Ama nedense günümüzde bazı kişiler bunu tersi gibi gösterip bunun üzerinden evrim teorisine saldırmaya çalışıyorlar.

Asli görevi açısından tamamen işlevsiz hale gelmiş olsa bile organ ikincil görevlerde vücuttaki diğer organlara yardımcı oluyor olabilir. Hiçbir evrimci bilim adamı bunun aksini iddia etmiyor. Zaten “körelmiş organ” asli görevini yitirmiş organlara deniliyor. Ama bu, o organın başka görevleri olamaz veya başka bir görevi varsa körelmiş organ değildir anlamına gelmez. Yani körelmiş organlar tamamen işlevsiz de olabilir ama kesinlikel tamamen işlevsizdir diye bir iddia yok. Bu evrim karşıtlarının uydurmasından başka birşey değildir. 150 yıl önce Darwin’in yazdıkları ortada, ondan sonra gelen birçok bilim adamı da bu kavramı bu şekilde anlamış ve kullanmıştır.
Kaynak: http://bilimfelsefedin.blogspot.com

Ve bir başka örnek de Richard Dawkins‘den geliyor.


(Not altyazıları okuyabilmek için tam ekran yapınız)

Son olarak Richard Dawkins‘in Yeryüzündeki En Büyük Gösteri – Evrimin Kanıtları kitabından alıntı yapalım.

“Uçamayan bu kuşların kısa ve kalın kanatları, onların uçabilen atalardan türediklerini net bir şekilde ortaya koyar. Devekuşları yine de kanatlarını kullanırlar, fakat sadece denge için ve sosyal amaçlarla. Uçamayan Galapagos karabataği yakından tanıdığımız uçabilen kuzenlerinin yaptığı gibi, işe yaramaz kanatlarını yine de kurutmak için açar. Denizden balık avlama konusunda bir ustadır ama, penguenler gibi, kanatlarını yüzmek için kullanmaz ve su altında büyük, perdeli ayakalarının itiş gücüyle ilerler. Douglas Adams‘a göre “Ama ne yazık ki kakapo (bkz. altta) yalnızca uçmayı değil, uçmayı unuttuğunu da unutmuş. Görünen o ki, ciddi anlamda endişelenmiş bir kakapo bazen bir ağacın üzerine tırnanıp aşşağıya atlar ve sonrasında bir tuğla ne kadar uçabiliyorsa o kadar uçup zarafetten yoksun bir şekilde yere çakılır.”

Gördüğünüz gibi, işe yaramayan kanatlar ve bunları yarattığı söylenen Akıllı(!) Tasarımcı var. Hangi Akıllı Tasarımcı bu kadar ahmak olabilir?

Sevgiler, Saygılar
CasTRo

Aynı formatla devam edecek…


Diyaneti Ürküten Araştırma ve Tarihi Gerçekler

05/14/2010

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet GörmezDiyanet İşleri yapılan bir araştırma sonucunda bir gerçeği farketmiş. Müslümanların büyük bir kısmının Kur’an’ı okumadığı, eline almadığı veya okusa bile anlamadığı.
(14 Mayıs 2010 tarihli ilgili haber için buraya tıklayabilirsiniz)

İşin komik tarafı bunu anlamak için 22.000 kişi ile görüşmeleri. Bu zaten bilinen bir gerçek, hele ki diyanet gibi bir kurumun bunu yeni anlamış olması şaşılacak derecede komik. Nedeni ise gayet basit, Diyanet’in kuruluş amacına bakarsak bunu daha iyi anlayabiliriz.
Bir kaç alıntı yapmama izin verin;

Diyanet İşleri Başkanlığı, 4 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur.

Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.

Türkiye anayasasının 136. maddesinde; “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” hükmü yer almaktadır.
Kaynak:
Vikipedi Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı

Atatürk devrimlerinin toplumu çağdaşlaştırmak adına yapılan adımlarından “din” önemli bir yere sahipti.

Hepsi birbirini tamamlar nitelikte ve bir figürü ortaya çıkartmak için dizilmiş domino taşları şeklinde.
Diyanet İşleri de bu taşlardan tam olarak Halifeliğin Kaldırılması’ndan bir gün sonrasına denk geliyor.

Atatürk’ün tam olarak kafasından neler geçti, Diyanet’i kurmakla neyi amaçladı bilemeyiz ama benim fikirlerim bu konuda şöyle; Yazının devamını oku »


Havada Duran Kaya ( Hacer-i Muallak ) Yalanı!

05/13/2010

Bu konu oldukça karıştırılan bir konu olduğu için birkaç şey yazmak istedim.
Öncelikle “Hacer-i Muallak nedir?” oradan başlıyalım.
Muallak Taşı; “Havada Asılı Duran Kaya” anlamına geliyormuş. Rivayete göre, Muhammed miraca yükselirken bu kayaya basar ve kaya Muhammed ile birlikte yükselmeye başlar. Muhammed dönüp kayaya “Dur!” der ve kaya havada asılı kalır ve kıyamete kadar(!) orada asılı kalacağı söylenir. Bir diğer rivayet ise şöyle; İbrahim peygamberin oğlu İsmail’i kurban etmek için bu kayaya yatırmıştır. Bu konuda bir kaç tane daha rivayet var.
Rivayetler bir kenarda dursun asıl konumuz bu değil, asıl konumuz gerçekte havada duran bir taş olup olmadığı ve şu meşhur fotograf:
Hacer-i Muallak Hava Duran Taş Kaya

Elbette bu fotografı gören aklı başında herkes bunun fake, photoshop olduğunu anlayacaktır.
O zaman gerçek Hacer-i Muallak nedir? Aslında bunun cevabı pek çok yerde var ama ben birkez daha açıklamak istiyorum. Yazının devamını oku »


Atatürk’ün dine bakışı

05/11/2010

Daha önce birkaç yerde bu konuyu dile getirmiştim. Ancak gelen yorumlardan ve tepkilerden yola çıkarak bir kez daha paylaşmak istedim. Hemde bu sefer olayı her tarafından ele almış bir yazıyı paylaşıyorum. Bu yazısı için şüphecimelek’e teşekkür ederim.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Din ve Tanrı hakkindaki görüşleri baktığımız kaynağa göre çeşitlilik göstermektedir.
İslam’a yakın kaynaklar, Atatürk’ün İslam ve Peygamber’le ilgili söylediği olumlu şeyleri öne sürerken, bazı başka kaynaklarda da tam tersi demeçler karşımıza çıkıyor.

Peki, nasıl oluyor da, bir kişinin aynı konu hakkındaki görüşleri, farklı kaynaklara göre farklılık gösterebiliyor?
Yazının devamını oku »


Atatürk’ün kendi kaleminden İslam

03/08/2010

Bu yazıyı “Atatürk dindardı” diyenlere, Atatürk’ün kendi kaleminden yazdıkları ile cevap vermek için gönderiyorum. Buyrun;
Paşa’nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların “Millet” bölümünden satırlar:”
Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilâkis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammedin kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu.
Yazının devamını oku »


Peygamber Mucizeleri

06/26/2009

Peygamberlerin mucizelerinden seçmeler.islamda mucize

PEYGAMBER MUSA

Tevrat, Çıkış-2/8-12 ‘Ve Rab Musa’ya ve Harun’a söyleyip dedi: Firavun kendiniz için bir harika gösterin, diye size söyleyeceği zaman, Harun’a diyeceksin: kendi deyneğini al ve yılan olsun diye Firavunun önüne at. Ve Musa ile Harun Firavunun yanına girdiler ve Rabbin emrettiği gibi öyle yaptılar ve Harun deyneğini Firavunun önüne attı ve yılan oldu. Ve Firavun da hikmetli adamları ve efsuncuları çağırdı ve Mısır’ın sihirbazları, olar da büyüleriyle öyle yaptılar. Ve her biri kendi deyneğini attı ve yılan oldular. Ve Harun’un deyneği onların deyneklerini yuttu.
Yazının devamını oku »